Hat Sanatını “Cismanîâletlerle yapılan ruhanî bir hendese” şeklinde tarif etmişler. Soyut bir güzelliğin somut âletlerle meydana getirilmesi demek. Bu sebeple olsa gerek, hüsn-i hatt’ı“- soyut bir resim sanatı” olarak tanımlayanlar da olmuştur. Gerçekten de bu sanatın kendine has bir büyüsü olduğu açıktır. İslam dininin okuma yazmaya ve bilgiye büyük önem vermesi ve Hz Peygamber’e (SAV) gelen ilk vahyin “Oku!..” emriyle başlaması İslâm sanatkârlarının en önemli motivasyonu olmuştur. Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’i en güzel bir biçimde yazmak için sanatkârlar bütün hünerlerini ortaya koymuşlardır. Bu aşk, hattatların öğrenmekte ve uygulamakta bin bir zahmetle muvaffak olabildikleri bu mükemmel üstü estetik yapıyı ortaya çıkaran en büyük kaynaktır. Son derece yalın ve matematiksel, aynı zamanda da kompleks ve mükemmel kurallara sahip olan hat sanatı, harflerinin esnek bir yapıya sahip olması farklı pozisyonlara göre sürekli değişime uğrayabilmeleri sayesinde terkibe uygun sonsuz varyasyonlar ortaya çıkabilmekte; bir yönüyle sıkı sıkıya kurallara bağlı olurken diğer yandan sanatçıya sınırsız serbestlik imkânı sunabilmektedir. Çoğu kez kitap sayfaları arasında veya levha olarak duvarlarımızda rastladığımız bu sanat, bazen mimarî eserlerde kitabe olarak ve bazen de anıtsal boyutlarıyla devasa biçimde karşımıza çıkmaktadır. Tarihçesi Kur’an-ı Kerimin indirilmesiyle birlikte başlamış olsa da, Endülüs’ten Uygur coğrafyasına dek İslâm topraklarında asırlar içinde gelişerek, her defasında farklı güzellikler kazanarak günümüze ulaşan hat sanatı, Osmanlı asırlarında en büyük kazanımlarını İstanbul’da tamamlamış, Osmanlı Hattatları eliyle mükemmelliğin zirvesine ulaşmış ve âbideleşmiştir. Çeşitli coğrafyalar kültürler ve ihtiyaçlar hat sanatında farklı üsluplar ve yazı çeşitlerini ortaya çıkarmıştır. Halen yaygın biçimde kullanılmakta olan Sülüs, Nesih, Ta’lîk, Dîvanî gibi yazı çeşitlerinin sayısı 10’u biraz geçer. Bu sanatı icra edenler toplum içerisinde her zaman saygın bir konumda olmuşlardır.

Tarih boyunca hat sanatı hocanın“meşk” yoluyla öğrencisine ders göstermesi, öğrencinin de bu istikamette ödevini çalışıp hazırlayarak hocasının tenkit ve takdirine sunması şeklinde öğretilmektedir. Eğitim dönemini tamamlayanlara da “İcazet” denilen bir diploma verilmektedir. Böylece o kişi eserlerinin altına imza atma ve bu sanatı öğretmeye hocası tarafından yetkilendirilmiş olur. Hattatlar başarılarının kendilerinden olmadığına, bunun Yüce Allah’ın bir lütfu olduğuna inandıkları için imzalarını devamlı olarak tevazu ve acziyetlerinimu’terif bir ifade içinde atmayı bir gelenek haline getirmişlerdir.