Her hafta Caferpaşa Kültür Merkezi’mizde düzenlenen ve yönetmen, oyuncuların katıldığı söyleşi programına bu kez Derviş Zaim konuk oldu. Ünlü yönetmen, Cihan Aktaş ve Suat Koçer’in sinemayla ilgili sorularını cevaplandırdı.

Tabutta Röveşata, Filler ve Çimen, Çamur, Cenneti Beklerken, Nokta, Gölgeler ve Suretler, Devir, Balık filmlerinin usta yönetmeni ve Ares Harikalar Diyarında kitabının yazarı Derviş Zaim’in sohbetine Eyüplüler büyük ilgi gösterdi.

Ortaokuldan beri yazar olmak gibi bir dert taşıdığını belirten Derviş Zaim, öykü ve deneme yazıları alanında uğraştıktan sinemaya başladığını söyledi. İngiltere’de master yaparken düşük bütçeyle nasıl film çekileceğinin dersini alan Zaim, Türkiye’ye geldikten sonra ilk filmi olan Tabutta Röveşata filminin çekim serüvenini anlattı.

Türkiye’de ve uluslararası festivallerde birçok ödül kazanan Derviş Zaim, filmlerinde kitleyle bağını koparmadan sanatta derinleşmenin mümkün olabileceği düşüncesinden yola çıktığını ifade ederek şiddetin her yerde revaçta olduğu bu çağda insan ruhunu zenginleştirme gibi bir çabası olduğunu belirtti.

Zaim söyleşisinde şunları söyledi: “Gelenekten besleniyorum çünkü yaşadığımız zaman dilimi kendi düşünce ve duygu dünyasından yola çıkmayan herkesi ve her oluşumu başkalarının dayatmaları ve kalıplarında eriterek fikir ve hayal dünyalarını çalan bir zaman dilimidir. Artık herhangi bir toplumun kendi dünyasını zenginleştirmek ve yelpazeyi genişletmek amacıyla yansıttığı algı, etkileme isteği, felsefesi ve kültürü sinema kalıpları üzerinden gidiyor. Ben yaptığım filmleri insanlık sofrasına bir tabak yemek olarak sunuyorum. Yaptığım şey yediklerimi paylaşmaktır. Türkiye’de seyirciyi salonlara çekmek argo ve komedinin birleşimiyle ortaya çıkıyor. Bunun dışında yılda bir iki kere milliyetçiliği ön plana çıkaran filmler ve üç dört yılda bir de ağlama ihtiyacını karşılayan filmler yeterli gibi gösteriliyor. Niteliği olan sanat filmlerinin sayısı ise çok az.”

Sinemayı bir mücadele etme yöntemi olarak da gören Zaim, alternatif sinemada bile kendi sinema dilimizi kurmadığımızı belirterek geleneği sinemada içinde bulunduğumuz zamana uyarlama biçiminin hala çözülmediğinin altını çizdi.

Konuşmasında Türk Sineması’ndaki geleneksel motiflere değinen Zaim şöyle devam etti: “Türk Sineması’nda bir Cemil Meriç olsaydı işimiz çok daha kolaylaşırdı. Çünkü sanat dediğimiz yapı var olan bir babayı reddedişle başlar. Reddedecek bir baba yoksa ne yapılabilir? Burada kendi göbeğini kendi kesen adam kimliği ortaya çıkıyor ama bazen bir talih çoğunlukla da talihsiz durumlar ortaya çıkıyor. Toplu yürüyüşümüzün olması için toplu bir başlangıç olması gerekir. Bir alt üst oluş, bir kendine çekidüzen verme hali hala yok. Dolayısıyla sadece bireysel çabalardan bahsedebiliyoruz. Geçmişi iyi uyuyabileceği ve sakinleşebilmesini sağlayacak koşulları oluşturmazsak bir gün zombi gibi karşımıza çıkıp bizi devamlı rahatsız edecektir. Dolayısıyla sinema zombileri uyutmak için iyi bir araçtır. Filmlerimde gölgeyi insan ruhunu, kalbini kapatabilen, kapattığı zaman da yok edilmesi gereken ya da uzak durulması gereken bir şey olarak algılıyorum. Bunun yanında Karagöz perdesi bana sonsuz olasılıklar sunarak esinlemeler verdi. Ben sinemanın olanaklarından bu toprakların bana sunduğu yapıları kullanarak ve dönüştürerek zenginleştirmek isteyen bir yönetmenim. Bugün hat sanatı, minyatür üzerinden çıktım yarın başka bir yerden çıkabilirim. Sinemada felsefe yapmamın sebebi insan ruhunu zenginleştirmek isteğimdir. Hazır cevaplar vermek yerine zor sorular sahnelememin amacı bu sorularla izleyicilerin kendi hayatlarıyla kurduğu bağlamı bulmalarıdır. Bugünün kadınlarını temsili adına filmlerimde kadınlara biçtiğim rol erkeklerin çaresiz kaldığı zamanlarda tek dayanağı olan bir görsel şölendir. Çünkü kadınlar üzerinde haddinden fazla çaresiz ve edilgen kılan filmler gösterime sokuluyor. İnsanın özgürlüğü meselesinde özgürlüklerin diğer insanların haklarını çiğneme taşkınlığına gelmemesi konusunda hem fikiriz fakat özgürlüğe kimin ve daha önemlisi de nasıl bir sınır koyacağı sorun teşkil ediyor. Mesela bir sinema filmine bir savcı sansür koyulmasına karar verirken diğeri gerekli görmüyor. Hatları net olan bir yöntem takip edilmiyor. Özgürlüğün nerde başlayıp nerde bittiğine dair dengeli bir düzenleme yapmamız gerekiyor. Sansürü kendimize reklam aracı yapmaktan vazgeçmeliyiz.”