Açılışını Eyüp Belediye Başkanı Remzi Aydın'ın yaptığı ve Eyüp Belediyesi Kültür Müdürlüğü tarafından, edebiyatın genç yeteneklerini usta yazarlarla bir araya getirmek için düzenlenen “3.Haliç Genç Edebiyat Günleri” devam ediyor. Programa konuşmacı olarak katılan usta öykücü Feyza Hepçilingirler yaptığı konuşmada genç edebiyatseverlere tavsiyede bulunarak; “Türkçe yazıyorsanız Türkçe'ye saygı duyacaksınız. Türkçe'ye özen göstereceksiniz ve bu özen yazdığınız esere yansıyacak” dedi.

Başkan Remzi Aydın'ın 'Türk edebiyatının en seçkin temsilcileri ile Eyüplü genç kalemleri bir araya getirmek' amacıyla hayata geçirdiği proje olan Haliç Genç Edebiyat Günleri, 3'üncü gününde de dolu dolu içerikle devam etti.

Edebiyata gönül verenleri Eyüp Sultan'da bir araya getiren programın bu günkü konukları usta öykücü Feyza Hepçilingirler ile genç öykücüler Demet Şahin, Hasan Harmancı ve Emre Ergin oldu. Konuk edebiyatçılar, genç edebiyatseverlere tecrübelerini aktararak sorularını yanıtladı.

“TÜRKÇE'YE SAYGI DUYACAKSINIZ”

Caferpaşa Kültür Sanat Merkezi'nde ki programda konuşmasına, son zamanlarda çocuklar için yazmaya yöneldiğinden, çocuklar ve gençlerin çok önemli olduğundan bahsederek başlayan usta öykücü Feyza Hepçilingirler, gençlere tavsiyelerde bulundu. Hepçilingirler; “Günümüzde yazar olmaya hevesli çok kişi olduğunu görüyorum. Buna biraz seviniyorum biraz da şaşırıyorum. Yazmanın kolay olduğunu sanıyorlar ama ne yazarsanız yazın, yazmak kolay değildir. Yaşadığımız her an öykü var. Öykü bulmak zor değil ama öyküyü yazmak zor. Çünkü nereden başlayacağınız, hangi sözcüğü kullanacağınız, akıcı olmasını nasıl sağlayacağınız, okuyanın ilginisi nasıl diri tutacağınız gibi pek çok sorun sizi bekliyor. Burada özellikle şuna da dikkat çekmek istiyorum, Türkçe yazıyorsanız Türkçe'ye saygı duyacaksınız. Türkçe'ye özen göstereceksiniz ve bu özen yazdığınız esere yansıyacak. Türkçe'ye saygısı olmayan, gelişi güzel sözcükler kullanan kişinin bana göre öyküsü de beş para etmez kendisi de beş para etmez. Önce insan anadiline saygı duymalıdır. Eğer başka dilde yazarsa zaten bizim edebiyatımıza girmez. Çünkü edebiyatı belirleyen şey dildir. Bir edebi eser hangi dilde yazılmışsa o edebiyatın malıdır” şeklinde konuştu.

Genç öykücü Emre Ergin ise, gençlerin edebiyatı dersten kaytarmanın bir aracı olarak gördüklerini vurgulayarak şöyle konuştu; “Etrafımda bu şekilde türeyen ve sonra sınav kaygıları geçtikçe sonra saman alevi yok olan küçük küçük edebiyatçılar oldu. Açıkcası bende bunlardan olmaktan korktum. Samimiyet gerçekten zor bir test ne kadar zaman ayırdığınızla ölçülüyor. Ama zamanla kendi oluşturduğum dünyayı daha çok sevmeye başladım. Her formda yazılar yazmaya başladım. Okumak tabi ki yazmanın en önemli kısmı”

Programın genç konuklarından Demet Şahin de konuşmasında şunları söyledi; "2016 Kasım ayında ilk ve tek kitabı olan “Uzun Kışın Suçlusu” çıktı. 2010 yılının sonunda Ali Ural hocamla birlikte çalışmaya başladım. Ben ortaokul ve lise de hep birşeyler yazabilme hayali ile yarışmalara katıldım, arkadaşlarıma okuttum hepsi çok güzel olduğunu söyledi. Ali hocam gösterdiğimde ise güzel olmadığını söyledi. Bu benim için çok önemli bir eleştiri idi. Bir sene daha iyi şeyler yazmaya çalışarak ilerlemeye çalıştım. İlk senenin sonunda köy hikayeleri yazmaya başladım ve 5 sene hikayeler yazmaya devam ettim. 5 senenin sonunda bu hikayeleri bir kitapta topladık”

Son olarak söz alan Hasan Harmancı hikayesinin, üniversitedeki hocasına, dostuna duyduğu hasretten dolayı, oradaki muhabbeti özlemesinden sonra başladığını belirtti. Harmancı konuşmasını şu sözlerle sürdürdü; “O dostları, dostlukları anlatan bir metin yazdım. O hikayem çıkana kadar genç edebiyatçılarımız hakkında malumatım yoktu. Genç edebiyatcılarla hikayem çıktıktan sonra tanıştım. Genç öykücülerle tanıştıktan sonra 'benim de anlatacaklarım var' dedim. Günümüz öyküsüne karşı, yaygın olan öykü eğilimine karşı yazmaya başladım. Sadece trajediden beslenen, sadece ironiden beslenen, aşırı bireyci öykülerin örneklerinden rahatsız oldum. Benim hikayemin hareket noktası bu gerçekliğe biraz karşı çıkmaktı. Batılı bir yazarı; Kafka'yı, Sartre'ı örnek alıp aynı şekilde yazmamız bir muammadır, boş bir iştir. Ben bu yanlış örneklerden rahatsız olarak yazdım. Benim dinamom kendimize has hali anlatmak oldu. Derdim, hareket noktam Türkçe ve Türkiye.”