Sertarikzade Kültür ve Sanat Merkezi'nde devam eden söyleşilere bu hafta Mutasavvuf Yazar Ömer Tuğrul İnançer konuk oldu. İslam Hukuku ve yakın tarih üzerinden bir okuma gerçekleştiren İnançer, 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü, FETÖ ve İttihad Terakki zihniyetinin birbiriyle kesiştiği noktalara değindi.

Konuşmasında İslam Medeniyeti ve yakın tarihteki önemli olayları birbiriyle karşılaştıran Yazar Ömer Tuğrul İnançer, İslam Hukukunda ülkeler ve ülkelerin konumlarını değerlendirdi. İslam Hukukunda bir belde, ülke ya da bölgenin islamlaşıp daha sonra işgale uğramış olmasının bile orasının Bilad-ü İslam (İslam beldesi) hükmünden çıkmadığını belirten İnançer, İspanya, Ortadoğu ve Afrika'daki önemli bölgelerde hala İslam kültürü etkilerinin görülmesinin bir tesadüf olmadığını söyledi. İnançer ”İslamsızlaştırılan, kaybedilen bölgeler sadece işgale uğramadı. Bazılarını da İttihad ve Terakki'yi yönlendiren paşaların yaptıkları zulümden dolayı kaybettik. Şam ve Ortadoğu'nun bir kısmını bu sebeplerden dolayı kaybettik. Hala okullarda çocuklarımıza devamlı araplar bizi arkadan vurdu diye anlatılıyor ve ders kitaplarında bu anlayışa uygun metinlere yer veriliyor. Elbetteki ihanet edenler var ama ihanetten önce İngiltere ve küresel güçler İttihat zihniyetli yöneticilerinin hırslarını, kişisel ve ideolojik görüşlerini kullanıp nifak ve ayrılık tohumları ekmeseydi bu hale düşmezdik. Bugün son yıllarda yaşadığımız FETÖ ve 15 Temmuz darbe teşebbüsü nasıl içimizden çıkan insanlar tarafından yapıldıysa o dönemdeki ittihadi paşalar ve yöneticiler de içimizden çıkmıştı. Modernitenin sunmuş olduğu değişiklikler dışında her iki örgütlenme de aynı amaçlar için kullanıldı. Türkiye'nin yani Osmanlı'nın Slavlar, Araplar, Balkanlar ve Afrikalılar gibi diğer milletlerle olan ilişkilerini zayıflatmak, ayırmak ve bitirmek. İnanç olarak ayıramıyorsa, devletçikler kurup ayırmak, ideolojiler üretip ayırmak. Biliyorlardı ki İslam Medeniyeti ancak bu şekilde hezimete uğrayabilirdi” dedi.

Geçmişimizle Yüzleşmeden Sorunları Çözemeyiz

Kudüs'ün tarihsel durumuna ve Müslümanlardan koparılması için yapılan Uluslar arası antlaşmalara da değinen Yazar Tuğrul İnançer, konuşmasını şöyle sürdürdü: “İngilizler 1917- 1920 arasında Kudüs'e girdi ve 3 yıl boyunca İngiliz askeri rejimi bir sürü hile ve desiselerle İsraili kurdurduktan sonra büyük değişim başladı. Osmanlı topraklarının paylaşılması ve yapılacak olan Sevr Antlaşması'nın şartlarını hazırlamak için, İtalya'nın Sanremo şehrinde toplanan milletlerarası konferansta Suriye Fransız mandasına, Irak İngiliz mandasına verilmişti ama kimse Kudüs'ün Suriye topraklarında yer almasına rağmen niye Fransızlara değil de İngilizlere verildiğini sorgulamamıştı. Çünkü 1948'de Filistin toprakları İsrail'e verilecekti. Fransızlarda kalsaydı bunu başarmak çok zor olurdu. İşte tüm bunlar olurken biz bu esnada tıpkı şimdiki gibi içimizdeki hain ve liyakat ehli olmayanların makam ve para hırsları yüzünden kavgalar ve zulümlerle uğraşmaktaydık. Geçmişte yaşadığımız bu olayların son yıllarda yaşadıklarımızla arasında hiç bir fark yok. Geçmişle yüzleşmeden sorunları çözemeyiz.