Eyüp Belediyesi Eyüp Kültür Sanat Merkezinde “Sinemada Milli Duruş - Mesut Uçakan” adlı panel programı ile Eyüplü sanatseverlere ev sahipliği yaptı.

Eyüp Kültür Sanat Merkezinde, ünlü yönetmen ve yapımcı Mesut Uçakan adına düzenlenen “Sinemada Milli Duruş” adlı panel programı fuaye alanında sergi ve kokteyl eşliğinde başladı. Uçakan'ın filmleri, belgeselleri ve dizilerindeki sahnelerden oluşan sergi, sanatseverler tarafından yoğun ilgi gördü. Aynı zamanda Mesut Uçakan'ın sevenleri, şahsı ile sohbet ve hasbi hal etme fırsatı buldu.

Moderatörlüğünü Suat Köçer'in yaptığı panel programı Hayali Sait Tiyatro Salonunda Uçakan'ın yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlendiği filmlerden kesitlerin, slayt eşliğinde konuklara izletilmesi ile başladı. İhsan Kabil, Nazif Tunç ve Cihan Aktaş'ın konuşmacı olarak katıldığı programda Türk sinemasının milli duruşu olarak kabul edilen Mesut Uçakan'ın filmleri konuşuldu.

UÇAKAN VEFALI, İDEALİST VE CESURDUR

Programın moderatörü yazar Suat Köçer; “Bu anlamlı programa ev sahipliği yaptığı için Eyüp Belediyesine çok teşekkür ediyorum.” şeklinde başladığı konuşmasına. “Kendi açımdan çok çok önemli olduğuna inandığım hayatımda üç tane Mesut Uçakan cümlesi var. Bunlardan birincisi vefa. Benim için Uçakan'ı diğer bir çok sinemacıdan ayıran özelliği vefasıdır. Kendi çevresinde hem yetiştirmeye hemde yönlendirmeye çalıştığı insanlarla çok vefalı bir ilişkisi var. İnsanların birbirlerine sırt döndüğü bir çağda insanlara sahip çıkmak olgusunun çok özel olduğunu düşünüyorum. İkincisi idealizmi. Kendi sinema yolculuğunda önüne çıkan zorluklara rağmen hiç yorulmadan, hiç usanmadan, hiç bıkmadan o idealizmine sarılmış bir sinemacı. Bunun modern çağımızda çok önemli bir kavram olduğu düşünüyorum. Üçüncüsü ise cesareti. Hayatında çok cesur durabilmiş, büyük bedeller ödemesini gerektiren durumlarda ise hayır diyebilmiş birisi. Hatta sinemasında bile çok cesurca çabalar sarf etmiş birisi Mesut Uçakan.” şeklinde devam etti.

İSLAMCI GENÇLER İÇİN BİR ÖRNEKTİ MESUT UÇAKAN

Programın konuklarından gazeteci, yazar Cihan Aktaş konuşmasında; “Uçakan adı İslamcı gençlerin sinema yapabileceği gerçeğini gözler önüne seriyor. Dini imgeler ve semboller bakımından olumsuz bir sinemada çok güzel işler yaptı. Sinema yazı yazmak, roman yazmak gibi bir alan değil. Bir çok faktörü birden göz önüne alarak yapmak lazım. Mesut Uçakan'ın sinemaya başladığı dönemlerde sinema hayat tarzı değişimi için kullanılıyordu. Tüm bunların arasında duruşuyla, yaptığı işlerle öne çıkmış bir isim Mesut Uçakan.” cümlelerine yer verdi.

MESUT UÇAKAN SİNEMASI TEZ SİNEMASIDIR

Programın konuklarından sinema yazarı İhsan Kabil konuşmasında; “Önümüzde bir filmografi var. Bazı şeyleri göze almış hayata dair belli bir duruş sergileyen ve taviz vermek istemeyen. O minval çerçevesinde Mesut Uçakan'ın sinemasına bir tez sineması diyorum. Yücel Çakmaklı'nın başlattığı yolu bir üst aşamaya taşıdığına inanıyorum. Biraz daha dönemin havasal atmosferi itibari ile 70'li yıllar Türkiye'nin çok gergin siyasi ortamından bir tavır alma, belli bir görüşü dile getirme ve onu topluma aktarma yolunda önemli bir sinemacı. Mesut Uçakan'ın ilk karşılaştığım filmi “Öc” oldu. Yani tam seksen darbesinin olduğu sırada, siyasi sinemanın hiç bir sesinin soluğunun çıkmadığı dönemde, solun kasaba filmleri ve kadın filmlerine evrildiği dönemde, Beşiktaşta bir sinemada Öc'ü seyrettim. Çok enteresan siyasi hesaplaşma filmiydi. O gençliğin askeri darbeden sonra çektikleri acılar ve içe yolcuğu işleyen bir çalışmaydı. Bana o dönemde çok enteresan gelmişti. İnsan daha biraz savrulurken kendi siyasi görüşlerini değiştirirken Mesut Uçakan bazen ideolojik de olabilen bazende daha toplumsal değerler açısından ve hayattaki varoluşu sorgulayan filmleri ile beni cezbetti.” cümlelerine yer verdi.

O DÖNEMDE SİNEMALAR EMPERYALİST KÜLTÜR İLE YAPILIRDI

Programın konuklarından yönetmen ve yapımcı Nazif Tunç ise konuşmalarında; “Mesut abi ile 1986 senesinden kavanozdaki adam filminin çekimleri sırasında tanıştık. Mesut abi Anadolu Müslümanın, sinemaya ürkek bir şekilde yaklaşmasını temsil eder. İnançlı insanların sinemada o saate kadar var olma durumu ile ilgili bir şansı olmamıştı. Hatta o dönemde tek elden bir emperyalist kültür yada çürüme mantığı ile sinemalar yapıldığını hissettim. Öyle bir durumda itibarsızlaştırılmış, aşağılanmış bir Anadolu Müslümanı olarak; sanatla, kitapla, şiirle, edebiyatla bile ilişkimizi daha yeni yeni kurduğumuz bir zamandı. Bu süreçlerde biz sinemada var olmak kaygısı veren inançlı yönetmenler olmak zorundaydık. Akşamlara kadar Mesut Uçakan'ın setlerinden ne nasıl çekilir diye izlerdik ve ondan bir şeyler öğrenmeye çalışırdık.” şeklinde konuştu.